Ulusların Düşüşü

İlk olarak, kitabın bu kadar popüler olmasına okuduktan sonra şaşırdım. Çünkü okurken sayısal verilerden ve teknik detaylardan arındırılmış çok uzun bir makale okuyormuşum hissi verdi.

Zenginliğin ve yoksulluğun kökenlerini tartışırken Amerika-Meksika arasında kalan iki bölgeyi karşılaştırarak işe başlayan kitap buradan hareketle diğer ülke ve bölgeleri de ele alıyor. Özellikle Amerika-Meksika sınırında kalmış iki komşu bölgeyi seçmelerinin sebebi kültürel ve genetik olarak benzer insanların farklı ülkelerde yaşıyor olması. Yani sosyolojik bir laboratuvar ortamı bu bölgelerde kendiliğinden oluşmuş. Yaklaşık olarak diğer her şeyi sabit tuttuğumuzda “hangi değişiklikler yüzünden bu iki bölge insanı birbirinden tamamen farklı refah düzeylerine sahip oldular?” sorusunu cevaplamaya çalışmışlar.

Yazarların vardıkları sonuç, yıkıcı yeniliği destekleyen ve kapsayıcı kurumlara sahip olan tarafın daha iyi refah düzeyine sahip aynı zamanda sürdürülebilir bir büyümeye sahip olduğudur.

Devletin kurumları var ve işler halde mi(düzenleme, denetleme, yargılama vs.)?

Kurumlar kapsayıcı mı?

Merkezi bir otorite oluşmuş mu?

Yıkıcı yenilik destekleniyor mu yoksa birileri işsiz kalır diye oy endişesiyle, rantçıların baskısıyla vs. engelleniyor mu?

Özetle bu soruların cevabı “evet” ise ülke için sonuç pozitif, “hayır” ise ülke için, o günün dinamiklerine göre “görece iyi” veya “kötü” olabiliyor.

Daron Acemoğlu ve arkadaşı bu iddiasını ispatlamak için sağlam bir literatür taraması yapmış. Önce geçmiş iddialardan bahsediyorlar. Burada gelişmemişliğin kültürle, ırkla, renkle veya coğrafi koşullarla bir şekilde ilgili olduğundan bahseden tüm iddiaları tanıtıp reddediyorlar. Bunu yaparken coğrafyadan coğrafyaya, kültürden kültüre atlıyorlar ve tarihten de ilham alarak okuyucuyu ikna ediyorlar.

İddialarını daha sonra kitabın yayımlandığı tarihe yakın tarihteki ülkeleri de inceleyerek güçlendiriyorlar.

Son aşamada da bu iddiaya bakarak ülkelerin gelecekteki durumları hakkında tahmin sunuyorlar. Bunu söylerken tarihin ne getireceğini kestiremediklerinden ihtiyatı elden bırakmıyorlar.

Kitabı çıkışından yaklaşık dokuz yıl sonra okuduğumdan dolayı tahminlerin doğruluğunu test etme ihtiyacı duydum. Tabiki Covid-19 ülkeler için büyük bir yıkım oldu ama yazar, Afrika’nın bir ülkesi Botswana’dan, kapsayıcı kurumlarını geliştirmiş bir ülke olarak bahsediyordu. Hemen Botswana’ya açıp baktım 2019’dan sonra düşüş yaşamasına rağmen yine de tüm Afrika içerisinde kişi başına düşen gelirde beşinci sırada ve aşağıdaki grafikte de görüldüğü gibi alt sahra Afrika ülkelerinden pozitif şekilde farklı büyümüş.

Kaynak: Dünya Bankası

Tabiki kitabın kapsamlı karşılaştırmalarının yanında bu test devede kulak ama yine de benim için numune testi oldu.

Kitabı bitirdikten sonra keşke daha önce okusaymışım dedim açıkçası. Çünkü Türkiye’nin neden beklenildiği gibi gelişemediği konusunda da bana bir vizyon kattı. Kitap 2013’den önce devlet erkanı tarafından da okunmuş ve beğenilmiş olacak ki 2013 yılında Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’nü almış ama bugüne bakıldığında ülke olarak kitabın verdiği ödülü almamış gibi görünüyoruz.

Sonuç olarak kitap bana “coğrafya kaderdir” klişesini yıktığı için umut verdi. İleride bir tarihte boş ve kısır tartışmaları bir kenara bırakır, var olan güzide kurumlarımızı -daha- kapsayıcı hale getirip, inovasyonu -doğru- şekilde teşvik edebilirsek belki şirinleri bile görebiliriz.