Google Nasıl Yönetiliyor?

Google’ın nasıl yönetildiğini öğrenmenin yolu Google’ın yönetenlerinin katkı verdiği bir kitabı okumaktır. Tüm yazılım geliştiricilerin dilinde olan, yönetim şeklini merak ettiğimden kitabı okudum. Yönetici olan, olmayan herkese tavsiye edebileceğim bir kitap; ama yöneticiler için hayati önemde bilgiler verdiği kesin. Bir mühendis olarak kitaptan çok faydalandığımı söylemeliyim. Burada, kitaptan çeşitli kesitleri kendi kanaatlerimle sunacağım. Bu kesitler, daha çok beni ilgilendiriyor. Başka insanlara da faydalı olur ümidiyle paylaşıyorum.

Sağlam Hedef

Google kurucu ortağı Larry Page’in kendi iş hayatı için yaptığı plan gerçekten takdire şayan. Ya üniversitede profesör olmayı ya da kendi firmasını kurmayı hedefliyormuş. Bunlar zaten standart bir mühendisin de isteyebileceği planlar. Fakat, Larry farklı olarak hakim fikre boyun eğmek yerine, her açıdan kendine göre durum değerlendirmesi yapıp en baştan başlama hakkına sahip olmak istiyor. Onu farklı yapan bu.

Teknoloji Kimin Tarafında

Yuval Noah Hariri, Homo Deus kitabında; eskiden, teknolojiyi geliştiren ülkelerin iş gücüne ihtiyacı olduğu için üçüncü dünya ülkelerinde üretim yaptıklarını söylüyor. Durumun git gide değişmeye başladığını, robotlar ve yapay zeka sayesinde üçüncü dünya ülkelerine duyulan ihtiyacın giderek yok olacağını söylüyor. Teknoloji sayesinde sadece geliştirmenin değil, üretimin de ülke içinde yapılmasına neden olacağını, gelişmiş ülkelerle diğer ülkeler arasındaki ilerleme makasının giderek açılacağını belirtiyordu. Üretim araçlarının daha az işçiye ihtiyaç duyduğuna katılıyorum. Fakat, makasın açılacağı konusunda şüphelerim var. Çünkü tasarım ve üretim kolaylaştığı için sadece gelişmiş ülkeler değil gelişmemiş ülkeler de kendi ülkelerinde üretimi rahatlıkla yapabilecekler. Belki de gelişmiş ülkelerin pazarı olmaktan yeni teknolojiler sayesinde kurtulurlar(örneğin üç boyutlu yazıcılar, ucuz robotlar, yapay zeka). “Google Nasıl Yönetiliyor?” kitabında da benzer olarak şöyle söylenmiş:

“Geçmişte yenilikler endüstrileşmiş ülkelerde olur zaman içinde her yenilik güçlenir, karmaşıklaşır, çoğu kez özelliklerle şişerdi. Eski teknolojiler, gelişmekte olan ülkelere verilirdi. Bunun çevreye maliyeti ender olarak düşünülürdü. Ama küçük olanın yükselişiyle yeni, esnek, pahalı olmayan teknolojilerle güç el değiştiriyor. Bugün dünyada herhangi bir kişi yaratabilir, tasarlayabilir ve üretebilir.”

Biz de gelişmekte olan bir ülke olarak, bu avantajlara sahibiz ve asıl bu avantajları iyi kullanmazsak makas açılır.

İnovasyon

İlginç bir kavram daha öğrendim. İnovatif olmak isteyen şirketler İnovasyon Kurulu Başkanı gibi bir ünvan üretmişler. İnovasyonun tersine, inovasyon bürokrasisi oluşturmuşlar. İşte inovasyon ile bürokrasi bu şekilde yan yana gelmemelidir. Tıpkı inovasyon ve kurulu başkanı gibi. Bu oksimorona neden olan sebepler maalesef bu şekilde bariz olmasa da ülkemizde bir çok kamu kurumunda ve özel kurumda mevcut.

İyimserleri Herkes Sever

İlker Canikligil’in TEDx konuşmasında anlattığı gibi, kötümserleri yazılım dünyasında da sevin; fakat testçi yapın. İnovasyon dünyasında, en büyük düşmanlarınız, test dünyası için en iyi dostlarınızdır.

İnovasyon için daha çok Intel’in kurucu ortaklarından Robert Noyce’un tavsiyesi daha uygun bence: “İnovasyon için gereken en önemli unsurlardan biri de iyimserliktir. Başka türlü nasıl birisi güvenli olan varken risk alır. Nasıl sığınakta durmak varken maceraya atılır.”

Yüzde Yirmi…

Google’da, sevdiğim bir uygulama da yüzde yirmi uygulaması. Çalışan kendi işi dışında mesaisinin yüzde yirmisini kişisel projesine ayırıyor. Google insanları bu konuda özerk bırakıyor. Hatta tüm yüzde yirmilerini biriktirip tüm yaz boyunca kullanan çalışanlar mevcutmuş. Bu özerklik, özgürlükten farklı bir olay. Yani mesainin yüzde yirmisini kendi projene ayırıyorsun; gazete okumaya, siyaset konuşmaya değil. Aslında Google bu sayede proje bulmakta zorlanmıyor. Kendini hep geliştiriyor. Firma bu özerklik meselesini bile -şaşırtıcı biçimde- bilimsel bir temele oturtmuş. Edward Deci ve Richard Ryan tarafından ortaya atılan “Özerklik Teorisi” bu konuda ya yol gösterici olmuş ya da destek.

Başarının Sürekliliği

Başarılı firmalar her zaman başarılı kalmayabilir, inovatif olmayabilir. Çünkü bir firmanın bana göre başlangıç başarısı kişinin gayreti, tutkusu ve bireysel başarısı dışında bir çok faktöre bağlıdır. Fakat başarıyı, inovasyonu devam ettiren firmalardan ders çıkarmak her firmanın yapması gereken davranıştır. 3M firması da bunlardan biri. Oranın yöneticisi süreklilik durumu için iyi bir yaklaşım geliştirmiş: “iyi insanları işe alıp onları rahat bırakmak.”

Kumarbaz

Proje yatırımından çekilememe ile ilgili dipnot(dipnot 211) bana, Dostoyevski’nin Kumarbaz kitabındaki kişinin durumunu anımsattı. Başta kumar oynamayan ana karakter sonra masadan kalkamıyor. Uzmanlar buna “artan bağlılık” diyormuş. Projeye büyük miktarlarda yatırım yapınca mutlaka onun başarıya ulaşması gerektiğini düşünmek ve vazgeçememek demek. Yani yol yakınken dönmemek. Batık maliyete yatırım yapmaya devam etmek demek.

Hoca Nasreddin Kim?

Nasreddin Hoca bu kitapta kendine bir sözüyle yer bulmuş: “Doğru kararlar tecrübe ile verilir, tecrübe de yanlış kararlar verilerek edinilir.” Bu sözü bizim hocanın söylediğine tabiki inanmadım. Söylese de bu kadar düz söylemez. Olsa olsa Nasreddin Tusi’dir diye düşündüm. Araştırınca gördüm ki hocaların her ikisi de 13. yüzyılda yaşamış. Tusi daha ağır bastı.

Google Türkleri…

Kitapta bir de Türk’e rastladım. Orkut Büyükkökten. Sosyal ağlarla ilgili olarak çalışan bu mühendisimizin 2014 yılında intihar ettiği yazılmış. Herhalde çalışmanın kapatıldığını söylemek için böyle yazmışlar. İnternette intihar ettiğine öldüğüne dair bir bilgi yok.

Uzman Görüşü

Uzmanların politika, çevre, savaş gibi konulardaki yanlış tahminleri herkesin malumu, uzman olmayanların tahminleri dikkate değer değil maalesef. Bu meselenin bir araştırmaya konu olduğunu kitaptaki bir dipnotta öğrendim. Psikolog Philip Tetlock, yirmi yıl süren bir araştırma yapmış. Buna göre uzmanlar bile oldukça belirsiz durumlarda çok kötü tahminler yapmaktaymış. Örneğin ıkrçılığın şiddet içermeyen yollarla son bulup bulmayacağı veya yapay zekanın insanlığı ele geçirip geçirmeyeceği gibi konularda “o konunun uzmanı olsalar bile ortalama eğitim almış bir kişiden daha iyi tahmin yapamayacaklar, yaptıkları tahminler de rastgele bir şanstan öteye gitmeyecektir” demişler.

Google’ın Ortamı

Google neden çalışanlarını bu kadar düşünüyor? Kampüsün içerisi adeta cennetten bir parça. Bunun böyle olmasının sebebi ne? Tabiki de bunun duygusal sebebi var. Öncelikle insanların uzaktan çalışmasından ziyade kampüste vakit geçirmelerini istiyorlar. Çünkü üretken beyinlerin bir arada olması daha üretken olmalarına neden oluyor. Ben Google’da çalışma saatlerinin esnek olduğunu neredeyse herkesin kafasına göre takıldığını düşünüyordum ama öyle değilmiş. Sadece doğru zamanda serbest kaldığın, sürekli çalışmakta olduğun bir model geliştirmişler. Örneğin, Google çalışanı, çalışma saatleri içinde çocuğunun müsameresine rahatlıkla gidiyor fakat müsamere bittikten sonra çalışyor. Bir anne eve gidip çocuğuyla ilgileniyor, çocuk uyuduktan sonra tekrar işine evden bağlanıyor.

Ortamın o kadar güzel olmasının ikinci iyi tarafı ise üretken beyinleri işe almak için cazibe merkezi olması. Yani en iyileri işe almak istedikleri için onları çekecek bir vitrin hazırlamışlar.

Üçüncüsü dışarıdan gelenler için iyi bir reklam malzemesi olması. Gelenleri gezdirip firmanın reklamını yaparken, aynı zamanda markaya karşı bir sempati uyanmasına da neden oluyorlar.

Hoşuma Giden Kavramlar

OKR: Üç aylık performans hedefleri

Öğrenen hayvanlar: Aslında hayvan gibi öğrenen insanlar bu tanımla temsil edilmiş.

HiPPO: Highest Paid Person’s Opinion’ın kısaltılmış şekli. Türkçe’de “Maaşı en yüksek kişinin fikri” anlamına geliyormuş. İngilizce ifadesi, su aygırını da çağrıştırdığı için güzel bir kısaltma olmuş.

Hoşuma Giden Özlü-Özsüz Sözler

Her şey kontrolünüzün altında gibi hissediyorsanız yeterince hızlı gitmiyorsunuz demektir. (Yarış Şampiyonu Mario Andretti)

Tekrar etmek duayı bozmaz. (Eric Schmidt)

Orman her zaman ağaçlardan üstündür.

Gelecekte aramayı düşündüşünüz şeyler için işleri kolaylaştırın. Onları anahtar kelimeler kullanarak saklayın. Düşünerek bulduğunuz anahtar kelimeler daha sonra aramak için kullanacağınız kelimeler olacak.

Eğer bir çalışan olarak patron koltuğunda kendini görmek istemeyecek kadar kötü bir yöneticiysen yapacak çok işin var demektir.

Eğer bir yönetici belli bir iş kolundan sorumluysa ve on saniye içerisinde karşılaştığı sorunlarla işin detaylarını anlatamıyorsa işe uygun değil demektir. Yalnızca sürece dahil olmak yeterli değildir. Detayları da bilmeniz gerekir.

Bill GATES, özgür yazılımın ne derece güçlü olduğunu biliyormuş. Daha önce hiç duymadığım bir cümlesini o nedenle burada paylaşmak istiyorum. “Güç saklanan bilgiden değil, paylaşılan bilgiden gelir.”

Bir toplantıya katılıyorsanız gerçekten katılın. Bir toplantıya girip de bilgisayarınızla veya telefonunuzla ilgileniyor veya toplantıyla tamamen alakasız şeylerle uğraşıyorsanız, çıkıp zamanınızı başka şeylere harcamalısınız.

Toplantılar yönetilemeyecek kadar büyük olmamalıdır. Toplantıya katılan insan sayısı sekizi geçmemelidir.

Karar merci sürecin içinde olmalıdır.

Yanlış insanlara büyük zorluklar yüklerseniz endişeye neden olursunuz. Ancak o zorlukları doğru insanlara yüklerseniz keyif verirsiniz.

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.